|
Halife Harun Reşid bir gün hasbihâl etmek ve kardeşi Behlül Dâna Hazretleri’nden istifade edebilmek için huzuruna çağırttırdı. Behlül Dâna Hazretleri gelir gelmez, soru yağmuruna tutulur.
Harun Reşid: Behlül, şehrimizde velî var mıdır?
Behlül Dâna: Vardır!.. Amma kimi aşikâre, kimi siperâne!..
Harun Reşid: Haydi beni götür, bir kaçını göreyim!
Halife ve kardeşi tedbil-i kıyafet giyinir, yola çıkarlar.
Harun Reşid: Veliyi nasıl tanıyacağız?..
Behlül Dâna: Sabret. Gayet kolaydır! Turfan-ı hökkemde (kapalı çarşı) da bir kumaş dükkanına girerler.
Behlül Dâna: Selamünaleyküm, usta! Kumaşları görelim.
Kumaşçı: Buyrun, top top kumaşlar!..
Her birini uzun uzun incelerler. Behlül Dâna Hazretleri, bir top kumaşı işaret ederek; “Şundan bana yarım arşın kes” der. Dükkan sahibi müşterilerinin arzusunu yerine getirir. “Kestiğini beğenmedim. Yarım arşın daha kes” diyerek, onlarca top kumaştan yarımşar arşın kestirir. Sonunda, “Bunlar hiç hoşuma gitmedi, almayacağım!” der ve dışarı çıkarlar. Kumaşçı büyük bir sükunetle: ‘Subhanallahi ve’l hamdülillahi...” diyerek gülümser.
Harun Reşid: Behlül, şu kumaşçı gerçekten veli! Maşallah, hiç kızmadı. Başka veli var mı?
Behlül Dana: Vardır!
Karpuz satan bir zatın sergisine uğrarlar. Behlül’ün isteği üzerine bu kez Harun Reşid, karpuz yığınlarının arasına girer. Karpuzları rastgele alır. Eller, yoklar, şaplak atar. Sıkıştırır, koklar, zıplatır, hoplatır. İkincisini bırakır, üçüncüsünü alır ki, karpuzcu hafifçe Behlül Dâna’nın omzuna dokunup,
Karpuzcu: Behlül Baba, Ben o kumaş satan zata benzemem!.. Verdiği zararı ödemezse, adamın ensesine bir patlatırım, neye uğradığını anlamaz!
Harun Reşid, karpuzcunun tepkisine hem şaşırır hem de sevinir. Zararlarını tazmin eder, fazladan hediye eder. Saraya döndüklerinde dayanamaz sorar;
Harun Reşid: Behlül, hangisi daha büyük veli?
Behlül Dâna: Yerine göre sultanım! İstidâdı olan, kumaşçının eliyle irşad edilir. İrfânı kısır olan da karpuzcunun muamelesiyle uyanır.
|